Jacques Deschamps’ın yönetmenliğini üstlendiği filmin senaryosu Ayşe Şasa ve İsmail Eren’in imzasını taşıyor. Emin Olcay’ın Dede Efendi’yi canlandırdığı filmde, diğer rollerde Ahu Türkpençe, Alican Yücesoy, Metin Hara, Lale Mansur, Jean Benguigui, Burhan Öçal, Altuğ Yücel, İsmail Hakkı, Taner Ertürkler ve Jean Gabriel Nordmann yer alıyor.
Filmin konusu:
Sene 1798. Korsikalı general Bonaparte, donanmasını, o dönemde Osmanlı toprağı olan Mısır’a çevirmiştir. Osmanlı Paşalarının bir çoğu derhal harp ilan edilmesi gerektiğini savunurken, bir Avrupa kültürü dostu olan Sultan III. Selim ise, dostane ilişkileri koruma yanlısıdır.

Geçmişte, Fransa ile ilişkileri idare etmiş olan yaşlı bir Paşa göreve çağrılır. Ancak zamanın zeki siyasetçisi, uzun süredir kendisini tasavvufa vermiş, Mevlevihanede sakin bir yaşam sürdürmekte ve herkes tarafından Dede Efendi olarak bilinmektedir.
Dede Efendi, her ne kadar siyasete dönmek istemese de, durumun vahimliğini, yaklaşan tehditi düşünerek, savaşı engellemek için eldeki son şansı denemeye karar verir: Hünkarın genç siyasetçilerinden oluşan bir heyetle Fransız hükümetinin temsilcilerini gizlice bir araya getirecektir. Bunun için III. Selim’in kızkardeşi Beyhan Sultan’ın sahilsarayı mekan olarak seçilir ve diplomatik görüşmeler başlar.
İki ülke arasındaki gayri resmi toplantıların hazırlığı sırasında, film sarayda bir aşk öyküsünü de izler: Dede Efendi’nin sağlığı bozuk olduğundan, Topkapı Sarayı’ndan gelen bir Tabip, kendisine refakat etmektedir. Genç adam ile sarayın genç ve güzel kalfası Gülnihal birbirlerinden etkilenir ama duygularını dile getiremezler.

Ne yazık ki, tüm bu toplantılar işe yaramaz. Bonaparte, tarihe bir çılgınlık olarak geçecek olan seferini başlatacaktır ama Sahilsarayda geçen bu bir kaç gün, tüm karakterlerimizin yaşamında unutulmaz bir dönem olarak kalacaktır.
Toplantılar bittiğinde, tam herkes saraydan ayrılacakken, Padişah’ın kızkardeşi, sarayın sahibesi Beyhan Sultan, genç Tabip ile sarayın kalfası Gülnihal arasındaki ilgiyi anlar ve bir araya gelebilmeleri için kalfayı azad eder.
Savaş belki engellenemeyecektir ama izlediğimiz karakterlerin herbiri, Mevlana Hazretleri’nin öğretisindeki gibi, başarısızlık pahasına da olsa, “zayıf ayaklarla da olsa yürümüş”, dostluk ve sevgi adına bir şeyler yapmayı denemiş olacaklardır.
Dede’nin yanında saraya gelmiş, hiç tanımadığı siyaset dünyasını, hanedan yaşamını izleyen gencecik bir derviş de öykümüzün tanığı olacaktır. Filmimizin anlatıcı figürü olarak kullandığı derviş Halilcan, tüm bu hikayeyi Hazreti Mevlana’dan alıntılarla birleştirerek, kişisel hırslarla dolu siyaset dünyasını tasavvufun bilgeliğiyle yorumlayacaktır