Türk kahvesi Türk toplumunun en fazla anlam yüklenen kültürlerinden bir tanesi. Yemekten sonra, sigaranızın yanında keyif niyetine, fal baktırmak için, yorulunca, bir yeri ziyarete gittiğinizde “hoş geldin” niyetine ve tabi ki kız isterken akla ilk gelen ikramlardan.
Birçok benzerlikler yurt dışında da geçerli “kahve” için ancak Türk kahvesi diğer yabancı kahvelere göre farklı özellikleri içeriyor. Köpük, kahve ve telveden oluşan bu vazgeçilmez içecek 1517 yılında Yemen Valisi Özdemir Paşa sayesinde İstanbul’a getirilmiş, ilk olarak Tahtakale’de kendine yer edinmiş ve zamanla Türk kültürüne yeni pişirme usulleri ile yerleşmiştir. 1871’de kurulan Kurukahveci Mehmet Efendi Mahdumları ile ilk olarak Türk kahvesi kavrulup öğütülerek bizlere sunulmuş ve bu gelenek halen torunları sayesinde devam etmektedir.
Bilindiği üzere Türk kahvesini değerli, hazırlayanı maharetli kılan köpüğüdür. Bunun için özel pişirme tekniklerinin de bulunmasına rağmen artık makinelerle de yapılıyor olsa kömür ateşinde bakır cezvede pişen kahvenin içimi ve lezzetinin apayrı olduğu kesin. Ağzı kahvenin tadına hazırlaması bakımından yanında küçük bir bardak içerisinde sunulan suya ek olarak bir küçük lokum da kahvenin ikramını tamamlayan tatlardandır.
Her yerde, canınız her istediğinde muhakkak içebilecek bir yer bulsanız dahi bu işi gerçekten iyi yapan, insanların yerini bilip adını bilmediği ki adını Türk kahvesinin köpüğüne verilen mecazen bir kelimeden alan mekân İstiklal Caddesi’nin Mandabatmaz’ı diyebilirim.
İstiklal caddesi boyunca Tünel’e doğru yürürken Galatasaray lisesini geçtikten sonra sağda Barcelona Cafe’nin yan aralığında kalan mekânın müdavimleri çok. Özellikle tiyatro ve sinema sanatçıları ve öğrenciler tarafından uğrak bir mekân olan Mandabatmaz’ı çoğu kimse:
“Şu arada bir kahveci var” şeklinde belirttiğinden uzun zamandır tabelası da olsa hala aynı şekilde tarif edilmekte.
Hafif eğimli bir sokakta küçük tabureleri, minik masaları ile konuklarını ağırlayan Mandabatmaz’da fiyatlar hala zamanın oldukça gerisinden geliyor. Hava soğuk hatta yağmurlu dahi olsa tentesinin altında oturup o kahveyi yudumlamak, bir yandan Beyoğlu’nu sokağın ucundan seyretmek dinlenmek ya da soluklanmak için birebir.
Aynı zamanda çay / meyve çayları seçeneklerini de sunan mekânda Türk kahvesi istediğinizde “gerçekten” nasıl arzu ettiyseniz o kıvamda içebilmenin keyfi de ayrı güzel.
Unutmadan; Mandabatmaz’ın Türk kahvesi olup fal bakılmayan yegâne Beyoğlu ortamlarından biri olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Özel olarak bünyelerinde bunun için bir çalışanları bulunmamakta.
Zaman geçtikçe yeni şekillerde karşımıza çıkan, soğuk içilebilirliği, aromasının başka tatlarla kullanılabilirliği açısından fast food yaşam tarzında bile kendine başka bir yer edinmiş olan kahve, her ne biçimde olursa olsun insanları birleştiren, sohbete keyif katan ve sosyalleştiren bir tat.
Bu işi uzun zamanın getirdiği tecrübe ve kaliteli malzemeleriyle yapan
Mandabatmaz ve sıcak ortamı haftanın 7 günü sizleri Beyoğlu’nda beklemekte..