Sağlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Dr. Cihanser Erel, Dünya Sağlık Örgütü`nün "verem hastalarının yüzde 70`inin bulunması ve bunun yüzde 75`ini tedavi edilmesini" istediğini belirterek, "Biz sağlık Bakanlığı olarak bunu bir hayli aşmış durumdayız" dedi.
Sağlık Bakanlığı Verem Savaşı Dairesi Başkanlığı, Türkiye Ulusal Verem Savaşı Dernekleri Federasyonu Başkanlığı ve İstanbul Verem Savaşı Derneğince ortaklaşa düzenlenen "25. Ulusal Tüberküloz ve Göğüs Hastalıkları Kongresi" Harbiye Askeri Müze ve Kültür Sitesi`nde başladı.
Kongrenin açılışında konuşan Erel, veremin mücadele edilmesi gereken bir hastalık olduğunu belirterek, "Bir yandan kişinin yaşam kalitesini bozup ölüme götürürken, diğer yandan vereme yakalanan bir kişinin başkalarına hastalığı bulaştırması nedeniyle toplumsal yönü olan bir hastalıktır. Bu bakımdan diğer enfeksiyon hastalıklarının birçoğundan ayrı değerlendirilmesi gerekir" diye konuştu.
Cihanser Erel, "bugün veremle savaşta gelinen noktanın istenen bir nokta olmadığını" ifade ederek, şunları söyledi:
"Ülkemizin hem genel sosyo-ekonomik düzeyi hem de sağlık hizmetleri ile karşılaştırıldığında arzu edilen bir durum olarak görülmeyebilir. Ancak bir parametreye dikkatinizi çekmek istiyorum. Dünya Sağlık Örgütü, `Verem hastalarının yüzde 70`ini bulun ve bulduklarınızın yüzde 75`ini tedavi edin` diyor. Biz bunu Sağlık Bakanlığı olarak bir hayli aşmış durumdayız."
Doğrudan gözetimli tedavinin ülke geneline yaygınlaştırılmış olmasının sevindirici olduğunu anlatan Erel, "Bunun bütün unsurları yerine getirilerek uygulanması çok daha sevindirici olacaktır" dedi.
-YAŞANAN PROBLEMLER-
Türkiye Ulusal Verem Savaşı Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı Prof. Dr. Ferit Koçoğlu, "Türkiye`de tüberküloz sorunu, ülke olanakları ile bağdaşmayacak şekilde olumsuz" diye konuştu.
Koçoğlu, son 2-3 yıldır hem yürütülen faaliyetlerde hem de alınan sonuçlarda önemli düzelmeler olduğunu belirterek, şunları kaydetti:
"Sağlık Bakanlığını anlayamıyorum. Güzel bir şey olurken birden başka bir hamleyle işi tersine çevirebiliyorlar. Şu anda sağlıkta dönüşüm programı da gerçekten bu olumlu gelişmeleri gölgeleyecek, baltalayacak bir mahiyet arz ediyor. Şöyle ki, 20 yıllık bir veremle savaş dispanseri hekimi aile hekimi olmayı kabul etmediği için dispanserden alınıp hızır acil servisinde görevlendirilebiliyor."
Sağlık Bakanı Recep Akdağ`ın teşvikiyle ülke genelinde 2 yıldır doğrudan gözetimli tedavi yöntemi uygulandığını, ancak uygulamanın aile hekimliğine geçilen illerde sekteye uğradığını savunan Koçoğlu, "Aile hekimlerinin hem formasyonları hem de çalışma usulleri itibariyle verem hastalarına doğrudan gözetimli tedavi uygulama durumları yok. Hasta uyumluysa var ama gelmeyen hastaları takip etmek için bürosundan çıkıp hastanın evine gitme gibi bir imkanı yok. Halbuki doğrudan gözetimli tedavi ya da verem savaşı, adam adama markajı öngören bir sistemle yürütülebilir" diye konuştu.
Koçoğlu, aile hekimliğinin yeni açılımlarla fırsatlar yaratabileceğine işaret ederek, şunları kaydetti:
"Şu anda aile hekimliği sistemi içerisinde aile hekimliği pratiği yapanlar ödüllendiriliyor, onların eksikliklerini tamamlamak üzere var edilen toplum sağlığı merkezleri bir sürgün yeri konumunda. Toplum sağlığı merkezlerinin de mutlaka cazip hale getirilip aktive edilmesi, sürgün yeri değil, esas çalışılacak yerler haline getirilmesi lazım. O zaman yeni bir açılım sağlanır diye düşünüyorum."
Koçoğlu, verem savaşının amacının sağlıklı nesiller yaratmak için hastaları tedavi edip mikrop saçmaz hale getirmek olduğunu ifade ederek, Sağlık Bakanlığının da kongreden gerekli mesajları alması gerektiğini kaydetti.
-KONGRE 3 GÜN SÜRECEK-
İstanbul Verem Savaşı Derneği Başkanı Dr. Ahmet Refik Erem ise 3 gün sürecek kongrede gerek dünya, gerekse Türkiye`de tüberküloz hastalığının durumunun görüşüleceğini söyledi.
Erem, İstanbul gibi büyük kentlerde tüberküloz mücadelesinin özel olarak ele alınacağı kongrede, ilaca çok dirençli hastalar sorununun Türkiye ve dünya boyutunun tartışılacağını aktardı.
Kongre boyunca cezaevleri, araştırma hastaneleri ve temaslılar gibi risk gruplarında tüberküloz konusunun ele alınacağını anlatan Erem, Türkiye`de 2006 yılından itibaren yaygın şekilde uygulanmaya başlanan doğrudan gözetimli tedavinin sonuçlarının ve uygulamadaki problemlerin masaya yatırılacağını kaydetti.
Erem, sağlıkta dönüşüm programının da ele alınacağını kongrede, kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH), astım, enfeksiyon hastalıkları ve sigaraya ilişkin oturumlara da yer verildiğini belirtti.
Kongreye, 6 yabancı eğitmen bilim adamı ile yurt içinden 71 öğretim görevlisinin katıldığını ifade eden Erem, kongreye 67 bildirinin kabul edildiğini kaydetti.
-İSTANBUL`DA HER YIL 6 BİN 500 KİŞİ VEREM OLUYOR-
AA muhabirine açıklama yapan İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Zeki Kılıçaslan da Türkiye`de verem hastalığı sıklığının en yüksek olduğu şehrin İstanbul olduğunu söyledi.
Kılıçaslan, Türkiye`de her yıl 100 binde 26 kişinin verem olduğunu belirterek, bu oranının İstanbul`da 100 binde 55 olduğunu kaydetti.
Bunun nedenini İstanbul`un kalabalık olması, yaşam ve barınma koşullarının kötü olması ve göç gibi nedenlerle açıklayan Kılıçaslan, "İstanbul`da her yıl 6 bin 500 civarında kişi verem oluyor" dedi.
Kılıçaslan, İstanbul`daki hastaların tedavisi konusunda başarı oranının da diğer illere göre daha düşük olduğunu ifade ederek, "Hastaların yaşam koşulları kötü. Göç nedeniyle hastaların takibinde sorunlar olabiliyor. İstanbul`daki sağlık altyapısı nedeniyle her hastanın evine ulaşamıyoruz" diye konuştu.
Tüberküloz oranı İstanbul`dan yüksek olan eski Sovyetler Birliği ülkeleri ile Doğu Avrupa ülkelerinden kente çalışmak için gelen göçmen ve kaçaklar olduğunu anlatan Kılıçaslan, önceden İstanbul`daki veremli hastaların yüzde 0,2`sini oluşturan bu kişilerin oranının günümüzde yüzde 1`e çıktığını ve her geçen gün arttığını bildirdi.