Zaman her defasında bize varlığını hissettirmeden geçip gitse de, insanoğlunun yaptığı en büyük hata onun bu oyununa kanmaktır derim.
İstanbul’da doğdum, bu şehirde büyüdüm ve halen bu şehirde yaşamaya çalışan bir bireyim.
‘99 Marmara depreminde de yine bu şehirde olup, öncesinde öğrendiklerimden, sonrasında okuduğum jeoloji mühendisliği bölümü ve aldığım bu unvandan konuya olan yakınlığımı birçok insana nazaran biraz daha hassaslaştırıyor.
Bu şehir bir fenomen, bir kaos..
Araştırmalar yapılır, incelemeler, ölçümler, sondajlar, veri karşılaştırmaları, tarihsel süreçler, bilimsel tartışmalar..vs. elinize bir avuç doküman, sayısal - sözel karşılaştırmalar ve kocaman bir soru işareti gelir cevabı doğa anada saklı olan.
Önemli olan burada size son yapılan sismik araştırmaların sonuçlarını bildirmem, buna bağlı olarak paniklettirmem ya da rahatlatmam değil. Ya da güzel bir haftanın ortasında karamsarlığa sürüklemek de değil.
Ama insan unutuyor..acımazca unutuyor..
Bu beyin gücünün önüne geçmek elbette ki imkânsız ancak hayattaki bazı karşılaşmalardan ders almak, bir daha önünüze geldiğinde nasıl davranacağınızı bilmek yapılabilecek en doğru harekettir. Özellikle gücün insanın elinde olmadığı hatta tabir_i caiz ise en aciz duruma düştüğü bu gibi doğal afet durumlarında.
Bu şehir ve civarı bundan tam 8 sene önce ciddi yaralar almış, ciddi kayıplar vermiş, halkı bilgilendirme sürecinin çok ama çok yavaş işleyişi sırtımızı bırakın bizi yönetenlere evimize bile yaslamamıza engel olunca, duyduğumuz endişenin artması doğal ve kaçınılmaz. Öyle değil mi?
Zaten eğitimsizlik ve buna bağlı kulaktan dolma yalan yanlış bilgilere yaşamımıza yeni sokmaya çalıştığımız kavramlar ve bir de panik eklenince, sonucu açık.
Belirli gün ve haftalarda anmayı / kutlamayı pek seven halkım bu zamanların dışında hayatının akışına kendini kaptırdığında ara da bir arkasını dönüp hangi yollardan gelip geçtiğine göz ucuyla olsa dahi baksa aktarmaya çalıştığımın anlaşılacağına inancım sonsuz.
Yönetimler değişir, insanlar gelir geçer.
Prof. Dr. Naci Görür ’ün bugün gazetelerde yayınlanan yazısında belirttiği üzere, ekip olarak gösterilen her türlü bilimsel çaba kimileri için gereksiz (!) harcamalar olarak değerlendirilmesi sebebiyle halen bir sonuca varamamaktadır. Kurulması gereken gözlem evi ve alınan değerlerin karşılaştırılıp incelenmesi, beraberinde zemin etütlerinin arttırılması, kaçak yapılanmanın önlenmesi gibi şehir planlamaların yapılmaması, gereken özeninin gösterilmemesi bu şehri bir kenara atıp sonunu beklemekten farksız.
Biz İstanbul ’lular ve bu şehri sevenler için yapılabilecek en önemli şey algılarımızı kapatmadan elimizden geldiğince bilinçli ve akılcı davranmaktır.
Unutulmamalıdır ki; aynı acıları bir kez daha aynı bilinçsizlikle yaşamanın getireceği sıkıntıların bir öncekine göre daha ağır olması kaçınılmaz. Zira bu şehirde yaşamak ve onu anlamak şansı elinizdeyse, unutmamak da aynı ölçüde size bağlı.