İstanbul`da; son 12yıldır Ramazan ayı ve şenlik denilince; Sultanahmet Meydanı ilk akla gelen mekan oluyor. Geleneksel kültürü yaşatmak adına; "Sultanahmet Ramazan Şenlikleri" adı altında; bu meydanda kurulan standlar ve yapılan eğlenceler her ramazan halkın ilgisini çekiyor.
Sultanahmet meydanında kurulan geleneksel çarşı da; yemek standları, hediyelik eşya satıcıları, geleneksel el sanatlarını sergileyen çadırlar bulunduğu gibi, ramazan nostaljisini yaşatacak macuncular, pamuk şekerciler, kestaneciler, mısırcılar gibi seyyar satıcılar da sıralanıyor. Ben de; son 4 yıldır benim için her ramazan geldiğinde burayı ziyaret etmek şeklinde gelenekselleşen ilk ziyaretimi yaptım dün akşam bu meydana… Gezdim, dolaştım ve dedim; `Nerede o eski şenlik günleri!`
Tramvaydan inip de; Sultanahmet`in meşhur köftecilerini gerimizde bırakarak; yan yana kurulmuş yemek, süs eşyası, tatlı çadırlarının önüne vardığımızda, geçen yıllara göre bir eksiklik hissediyorum. Anlayamıyorum önce nedir beni bu eksiklik hissine düşüren. Önce kalabalığın ne kadar az olduğunu fark ediyorum, evet yine kalabalık ancak; geçen yıllarla kıyaslandığında boş geliyor bütün alan gözüme. Yine çimenlere öbek öbek yayılmış, iftarını piknik tadında açmaya hazırlananlar ve yine standların önünü bir aşağı bir yukarı arşınlayıp; ne yiyeceğini kararlaştırmaya çalışanlar var ama geçen yıllara göre azalmış bir kalabalık bu. Sonra fark ediyorum ki; olması gereken `ızgara kokusu` eksik. Yasaklanmış! Birbirine karışan köfte, sucuk ızgaralarının kokusu yok olmuş. Ve adım başı döner standıyla donatılmış alan. Izgara dumanlarının içinde boğulmaktan kurtulduğumuza sevineyim mi yoksa o birbirinden enfes kokuların iftar saatini sabırsız ve mutlu bekleten saadetini özleyeyim mi bilemedim hiç.
Biz de gözümüze kestirdiğimiz, biraz temiz görünen standlardan birinde kuruluyoruz bir masaya. Menü fix ve 12 ytl: Çorba, döner-pilav, helva, ayran ya da kola. İftara birkaç dakika kala dağılan çorbaları ezan okunduğunda plastik kaşıklarımızla yudumluyoruz önce. Döner ya da güveç tercihimize göre ana yemek olarak geliyor hemen ardından. Helva ise sıcak ve lezzetli. Artık, alan gezilebilir ve arzuya göre bir Türk kahvesi ya da demli çay içilebilir!
Lokmacı Niyazi Dumlu`nun standının önüne düşüyor önce yolumuz. Önünde kalabalıklar oluşmuş. Bu kalabalığın nedeni; çok lezzetli görünen lokumlar kadar, dakikada bin lokma dökebilen lokmacı Niyazi`nin gülümseyen yüzü ve lokmayı dökerken yaptığı şov. `Hem göze, hem damağa hitap ediyoruz; şovumuzu yapıp tatlıları pişiriyoruz` diyor Niyazi Bey.
Biraz ileride geleneksel kıyafetleriyle Kahveci Yüksel; nam-ı diğer Kahveci Dede bekliyor bizi. Kahveci Dede; bir yandan elindeki cezveyi korun en hararetli yerine yerleştiriyor, diğer yandan bu işi 34 yıldır yaptığını anlatıyor ve ekliyor. `Sultanahmet Şenlikleri başladığından beri buradayım.`
Şenliklerin Sultanahmet`in tarihî dokusuna ne derece zarar verdiğini, bu kalabalık dağıldığı, çadırlar toplandığında geriye ne gibi bir tahribat kaldığını düşünüyorum. Başına `tarihî` ve `Osmanlı` sıfatı eklenmiş yiyecek standlarında döner ve kestaneden başka bir şey bulmak mümkün değil aslında.
Padişah kıyafeti ya da Osmanlı kostümleri ile fotoğraf çektirebileceğiniz Foto Lütfi`nin önünde içeriyi izleyen aşırı kalabalığı ve içerideki kamerayı görünce; hangi ünlümüz burayı şenlendirmiş merakıyla içeri süzülüyorum bende… Manken Ebru Destan; içeride üzerine geçirdiği bir Osmanlı kıyafetiyle gülümsüyor kameralara ve kendini izleyen halka.
Dönere alternatif olan sucuk standında içiyoruz çayımızı. Güleryüz ve hoşsohbetle yudumladığımız çaylar; Lokmacı Niyazi`nin sıcak ve lezzetli lokmalarıyla daha da bir keyifli hale geliyor. Ramazan bitmeden, Kahveci Dede`nin enfes kahvesini yudumlamak üzere bir kere daha gelmeyi kararlaştırıyoruz.