Türk ve Fransız iki kadın sanatçının birlikte gerçekleştirdikleri « Kadın Kadına» sergisinin açılışı 8 Mart Dünya Kadınlar gününde gerçekleşecek. İki ülkenin iki kadın sanatçısının karşılıklı değişimlerinden doğan bu sergi 30 Mart tarihine kadar gezilebilecek.
Fransız sanatçı Jeanne Lacombe tarafından tasarlanarak hayata geçirilen bir proje sonucunda ortaya çıkan eserler, İstanbul Fransız Kültür Merkezi’nden sonra Toulouse’daki bir sanat merkezinde sergilenecektir.
« Kadın Kadına» sergisi, Toulouse-Istanbul projesi çerçevesinde, Fransız plastik sanatçı Jeanne Lacombe tarafından tasarlanarak hayata geçirilmiştir. Sanatçı 2006 yılından bu yana bu proje üzerinde çalışmaktadır.
Jeanne Lacombe ve Gül Ilgaz’ın Fransa ve Türkiye arasında gerçekleştirdikleri birçok yolculuğun ardından, 2007 sonbaharında Béarn’da yer alan Cancé firması bünyesinde projenin ilk aşaması gerçekleşmiştir. Bu karşılıklı sanatsal ve kültürel değişimler sonucunda ortaya çıkan eserler İstanbul Fransız Kültür Merkezi ve Toulouse’daki bir sanat merkezinde hemen hemen eş zamanlı olarak sergilenecektir.
Bordeaux Güzel Sanatlar Yüksek Okulu’ndan mezun olan Jeanne Lacombe 1988 yılından beri çalışmalarını sürdürdüğü Toulouse’da yaşamaktadır.
İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi mezunu Gül Ilgaz eğitimini daha sonra ABD ve Kanada’da sürdürmüştür.

.....Gül’ün evine girildiğinde Boğaz manzarası hakim, insan bu manzaranın görkemi karşısında büyüleniyor, düşsel ile gerçeğin birbirine kavuştuğu yeri düşlediğini sanıyor, kimin kim olduğu nerenin neresi olduğunun karıştığı stratejik bir konumdayız, tarihin içerisindeyiz, birbirlerini bulan, kaybeden, birbirini tanıyan iki dünyanın güncelliği içerisindeyiz, burada ötekinin korkusuyla yabancı var, ve ötekinin farklılığında tanınması var ve kendinden birşey var, bu Doğu yamacında bilinmeyen var… neresi ? Karşıtlıklar içine gömülüyüz, bu sınırın, bu düzeltilmesi gereken belli belirsizin karmaşasında arasıra kayboluyoruz.
Bu manzaranın ufkunda gemiler küçücük, salyangozlar gibi ilerliyorlar bir kıyıdan diğerine gidiyorlar, bir yere gittikleri biliniyor, gözümüzden kaçan bir yere. Sabahları oradayım. Her sabah, gökyüzüne dikilmiş bakışımın üzerinden bir kuş sürüsünün uçtuğu bu haziran gökyüzünün aynı hikayesini yeniden yaşıyorum, martılar var, sığırcıklar var, dünyada onlardan epeyce var, ama onlara ait dünyada - oradalar.
Gül yeni binaların bulunduğu bir mahallede dördüncü kattaki modern bir dairede oturuyor. Gül, söz konusu mobilya veya objeler olsun, belirgin biçimlerin arayışında değil. Bir masanın üzerine örtüyü seriş şeklinde veya perde seçiminde onun Doğulu tarafını görebiliyorsunuz. Kendisine ait tek sanat eseri kanapenin üzerinde yer alıyor, Gölyazı’yı temsil eden Osmanlı minyatürlerinden güçlü biçimde etkilenmiş bir fotomontaj.
İstanbul’a bir sanatçıyı aramaya gitmek : iddialı ve idealist bir proje. Bu kenti coğrafi konumundan, melezliğinden ötürü orada bir büyü bulma isteğiyle seçtim. İlk kez İstanbul’a gitmek benim için cesaret gerektiriyordu, bu maceranın içerisine daldım. 2006 Nisan’ında birçok sanatçıyla karşılaştıktan sonra, resmi benden farklı betimleme biçiminden ötürü Gül’ü seçtim. Ayrıca sanatsal duruşu ve onu pratiğe dönüştürme isteğiyle bana güven veren projesi de vardı ; Gölyazı’daki evinde misafir sanatçılarla buluşmalar düzenliyordu. Kendiliğinden beni de oraya davet etti. Bir adadaki bu yer güzel bir belde ve o, bu sıradışı yeri bizle paylaşmayı biliyor...
Projem sonuçta bir İstanbullu sanatçıyı kendi evimde ağırlamak ve daha sonra aynı şartlarda onun evinde ağırlanmaktı.
Gül 2007 Şubat ayında 15 gün için geldi ; havaalanında onu görünce gözlerim yaşla doldu, heyecanlanmıştım, oradaydı. Evimde ona bir yer hazırladım, 2007 haziran ayında onun bana yaptığı gibi.
Benim evim, Gül’ün evinden farklı bir evren, Toulouse kent merkezinde eski bir binada yer alan bir daire, özelliği çınar ağaçları manzarası değil, içinde olanlar çünkü her objenin bir hikayesi var, sanatçılar ve tasarımcılar ile karşılaşmalar süresince birikmiş mobilyalar veya sanat yapıtları oradalar. Tek başıma veya başka sanatçılarla birlikte düzenlediğim sergilerle durmadan yenilenen bir alan, neredeyse bir laboratuar gibi.
Gül benim evrenime girerken resmi hemen kendi çalışmasıyla bütünleştirmek istedi, buradan ilk yapıtı « mutfak » oluştu, günlük hayatımızın üstüne Batı ve Doğu resminin karışımı. Birlikte geçirdiğimiz bu anlarda hoşuma giden, projemizin bir yaşam çerçevesinin, bir yönünün olmasıydı.
Daha sonra Gül ben İstanbul’dayken « balkon » adlı ikinci yapıtını çıkardı.
Benim için yaratım süreci farklı. Kendimi teslim ederim, şaşırmaya hazırımdır, azını saklamak üzere çok şey alırım. Gül ile olan ilişkimden ve yolculuğumdan günlüğüm ve fotoğraflar ortaya çıktı ; tablo içerisine resmin yerleştirilmesine ilişkin bu uzun süreci beslediler ama bu ortaya çıkacak olan karşısında duyduğum korkuyla birlikte atölyenin yalnızlığı içerisinde gerçekleşti… Dayanıklılığım beni maceramın sonuna kadar taşıdı, ama büyük bir mutlulukla, çünkü tamamlanan bir işin verdiği hoşnutluk vardı : yaptığım tablo bana çok güzel göründü ! Gül’ün balkonunu tekrardan gördüm, Dolmabahçe’nin bahçelerini, ve Boğaz’ı…
[i]Jeanne Lacombe, 2008