• Âşık olununca izlenecek filmler!

    Âşık olununca izlenecek filmler!

    Sinemanın en popüler konusu, aşk" sözüne kim itiraz edebilir ki!? Melodramlardan, film-noir`lara neredeyse her filmin ortasına yerleştirilmiş, olmadı içine birazcık serpiştirilmiş bir aşk hikâyesi var mutlaka.

    1930`lardan 2000`lere sinemada aşk

    "Sinemanın en popüler konusu, aşk" sözüne kim itiraz edebilir ki!? Melodramlardan, film-noir`lara neredeyse her filmin ortasına yerleştirilmiş, olmadı içine birazcık serpiştirilmiş bir aşk hikâyesi var mutlaka. Kimisi günümüze kadar gelmiş, tekrar tekrar izlediğimiz, kimisi tarihin içinde unutulup giden filmler... Scarlett ve Rhett Butler`in iniş çıkışlı ilişkilerinden Sam ve Molly`nin hüzünlü hikâyesine, Michele ve Alex`in ağlatan aşklarından Forrest Gump ve Jenny Curran`ın hayranlık uyandıran serüvenine, içimize işleyen, bize kâh mutluluk veren, kâh hüzünlendiren filmler...

    Her ne kadar şair Ahmet Güntan "Aşk filmleri seyredip sonra aşksız bir dünyada yürümek istemediğim için aşk filmlerine gitmedim." diyerek aklımızı birazcık karıştırmış olsa da, siz yine de buyurunuz;





    Rüzgâr Gibi Geçti / Gone with the Wind (1939)

    Sinemada aşk denildiğinde, ilk film tartışmasız Rüzgâr Gibi Geçti olacaktır. Margaret Mitchell`ın Pulitzer ödüllü romanından Sidney Howard tarafından senaryolaştırılan filmin yönetmeni Victor Fleming. Neredeyse 4 saat süren film, trajik bir aşk dörtgenini anlatırken, aslında dönemin ünlü oyuncuları Clark Gable ve Vivien Leigh`in hayat verdiği Scarlett O`Hara ve Rhett Butler`in aşkını merkezine alıyor. Dönemini çok iyi yansıtan film, bugün bile tüm zamanların en iyi filmleri listesinde üst sıralarda. Rüzgâr Gibi Geçti, ırkçılığın halen sürdüğü bir dönemde siyahi oyuncusu Hattie McDaniel`in "En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu" ödülünü kazanmış olmasıyla da hatıralarda yer ediyor.

    O dönemleri yaşarken, büyük aşklara da tanıklık etmek isteyenlerin mutlaka görmesi gereken bir film.

    Casablanca (1942)

    Michael Curtiz`in yönettiği Casablanca trajik bir aşk öyküsünü konu alıyor. Humphrey Bogart tarafından canlandırılan soğuk ve mağrur Rick Blaine karakterini nasıl unuturuz? Peki ya, Ilsa Lund olarak tüm güzelliği ve masumluğuyla karşımıza çıkan Ingrid Bergman`ın güçlü oyunculuğunu? Bu kadar içimize işleyen "Play it, Sam" repliği her anımsayışımızda gözlerimizi doldurmaz mı hala?

    Everybody Comes to Rick`s adlı oyundan uyarlanan film, Nazi işgalinden kaçıp Casablanca`da toplanan mültecilerin dramını anlatırken, Rick Blaine ve Ilsa Lund`ın imkânsız aşkıyla akıllarda yer ediyor.

    Sinema tarihinin en dokunaklı filmlerinden biri olan, her sahnesi ama en çok da son sahnesiyle beynimize kazınan Casablanca bir kez değil, birkaç kez izlenmesi, çevremizdekilere de izletilmesi gereken başucu filmlerinden biri.

    Serseri Aşıklar / À bout de souffle (1960)

    1960`lara gelip de gangster Michel ve gazeteci adayı Patricia`nın ele avuca sığmayan aşklarından söz etmemek olmaz. Ancak Serseri Aşıklar içinde aşk olmasından çok sinema tarihinde devrim taşıyan filmlerden biri olmasıyla öne çıkıyor. Jean-Luc Godard`ın, senaryosunu François Truffaut ile birlikte yazdığı film, özellikle kurgu teknikleriyle modern ve özgürlükçü sinemaya zemin hazırlayan önemli yapımlardan biri. Mutlaka görülmeli.

    Tiffany`de Kahvaltı / Breakfast at Tiffany`s (1961)

    Dönemin önemli yönetmenlerinden Blake Edwards imzası taşıyan film, eğlenceli hikâyesinin yanı sıra Henry Mancini`nin ödüllü müzikleriyle de öne çıkıyor. Film, güzeller güzeli Audrey Hepburn`ün canlandırdığı, evlenecek zengin bir adam arayan Holly ve George Peppard tarafından hayata geçirilen, sıradan yazar Paul`ün aşklarını anlatıyor. Hepburn`ün pencere pervazında gitar çalarak, üstelik dublajsız söylediği Moon River şarkısını dilimize dolayan film, mutlu biten sonuyla da yüzümüze saatlerce hatta günlerce çıkmayacak bir gülümsemeyi armağan ediyor. Holly ve Paul`ün yağmur altındaki öpüşmesi en unutulmaz aşk sahnelerinden biri olarak sinema tarihine geçerken, uyarmak isterim ki, sakın "romantik komedi" deyip geçmeyin, mutlaka izleyin.

    Batı Yakası Hikâyesi / West Side Story (1961)

    Yine mutsuz sonuyla bizi alt üst eden bir aşk hikâyesi... Müziklerini Leonard Bernstein`in yaptığı bu ünlü müzikal sinemaya uyarlanmakla kalmamış, öncesinde ve sonrasında müzikal olarak da sahnelenmiş. Shakespeare`in Romeo & Juliet eseriyle benzeşen Batı Yakası Hikâyesi, iki düşman çetelerden Jets`in üyesi Tony`nin, Sharks`ın liderinin kız kardeşi Maria`ya âşık olmasını konu ediniyor. İki sevgiliyi hayata geçiren isimler ise Natalie Wood ve Richar Beymer. Hüzünlü hikâyesi ve müzikleriyle izlemeden geçmemeniz gereken filmin iki yönetmeni ise Robert Wise ve Jerome Robbins.

    Benim Güzel Meleğim / My Fair Lady (1964)

    Hemen hemen her dikkat çeken Amerikan filmi gibi Yeşilçam yönetmenlerinin gözünden kaçmamış olan bu sıra dışı aşk hikâyesinin başrolünde yine güzeller güzeli Audrey Hepburn var. Hepburn`ün sokak kızı Eliza Doolittle`ı, Rex Harrison`un ise aksi profesör Henry Higgins`i canlandırdığı filmin yönetmeni George Cukor. Bernard Shaw`un Pygmalion isimli oyunundan esinlenerek yapılan film, müziklerini Frederick Loewe`un bestelediği müthiş eğlenceli bir müzikal. Ağzı bozuk ve hırçın bir sokak kızı olan Eliza`yı eğitip hanımefendiye dönüştüreceği konusunda iddiaya giren dilbilimci Henry Higgins`in, aynı zamanda kendisinin de eğitilişinin hikâyesi...

    Filmin önemli özelliklerinden birisi de, şarkıların önce Hepburn`ün sesinden kaydedilip daha sonra Marni Nixon tarafından dublaj edilmiş olması. Orijinal kayıtlarının da saklandığı My Fair Lady, en azından harika müzikleri ve güzelliğinin doruğundaki Hepburn için izlenmeli.



    Selvi Boylum al Yazmalım (1977)

    Böyle bir dosya hazırlayıp, Yeşilçam`ın en orijinal ve en güzel aşk hikâyesini eklemeden olur mu? Kim unutabilir ki Asya ve İlyas`ın aşkını ve tabii Cahit Berkay`ın içimizi acıtan müziğini. Galiba en etkileyici aşk hikâyeleri mutsuz sonla bitenler ama Asya ve İlyas`ın aşkları ve final sahnesi gerçekten de hepimizin aklına kazınmıştır. İçimizden Asya`ya da İlyas`a da hak verirken, o büyük aşkın bir kamyonun üstüne yazılmış küçük bir sözde kalması çok dokunur içimize.

    Kırgız yazar Chingiz Aitmatov`un kitabından uyarlanan filmin yönetmeni Atıf Yılmaz. Başrollerdeki Kadir İnanır ve Türkan Şoray ise özellikle bu filmden sonra seyircinin gönlünde birbirine en çok yakışan çift olarak yerlerini almışlar.

    Paris, Texas (1984)

    Aslında aşk filminden çok bir yol filmi olan Paris, Texas yine de Travis`in içimizi burkan aşk hikâyesiyle bu listeye girmeyi hak etmiş bir Wim Wenders şaheseri. Sam Shepard`ın öyküsünden yine kendisinin senaryolaştırdığı film, Harry Dean Stanton`ın müthiş performansını da gözler önüne sermiş olmasıyla önem taşıyor. Stanton tarafından hayata geçirilen Travis`in uğruna yollara düştüğü eski karısı Jane`i canlandıran isim ise Nastassja Kinski.Özellikle yol filmlerini sevenlerin tekrar tekrar izleseler de bıkmayacakları bir film.

    Berlin Üzerinde Gökyüzü / Der Himmel über Berlin (1987)

    İşte yine bir Wim Wenders filmi. Üstelik rahatlıkla söyleyebiliriz ki en iyilerinden birisi! Filmde aşk ön planda gibi durmasa da, aslında hikâyenin özünü oluşturuyor. 1998 yılında Hollywood tarafından Melekler Şehri adı altında ne yazık ki mahvedilen Berlin Üzerinde Gökyüzü, dünya üzerinde dolaşırken sirk cambazı Marion`a âşık olan melek Damiel`in insana dönüşme hikâyesini, insanın varoluşu üzerinden, son derece naif bir şekilde anlatan, çeşitli karakterlerle öyküyü dallandırıp budaklandırarak kendisine hayran bırakan bir film.

    Filmini "eski meleklere" ithaf eden Wenders, böylece üç önemli yönetmen Yasujiro Ozu, François Truffaut ve Andrzej Wajda`ya da saygı duruşunda bulunmayı ihmal etmemiş. Devam filmi Öylesine Uzak, Öylesine Yakın/In weiter Ferne, so nah!`ı 6 yıl sonra çeken yönetmen bir kez daha sinemaseverleri ekrana kilitleyerek ne kadar önemli bir sinemacı olduğunu kanıtlıyor.

    Bu listedeki tüm filmler bir yana, Berlin Üzerinde Gökyüzü defalarca izlenmeli, izlemeyenlere izletilmeli!

    Vahşi Duygular / Wild at Heart (1990)

    Birbirlerine çılgınca âşık olan New Orleanslı asi ruhlu gençler Lula ve Sailor`ın hikâyesini anlatan Vahşi Duygular, en az karakterleri kadar asi David Lynch`in, içinde psikolojik sorunları olan takıntılı bir anne, özel dedektifler, katiller ve gangsterleri barındıran yol filmi. Başrollerinde Lynch`in gözde oyuncularından Laura Dern ve güçlü oyunculuğunu Hollywood filmleriyle ziyan etse de bazen böyle başarılı yapımlarda da görünüp kalbimizdeki yerini koruyan Nicolas Cage`in canlandırdığı Vahşi Duygular, aynı zamanda müthiş bir kurgu ve müziklere sahip. Bu arada filmin müziklerinde Angelo Badalamenti ile birlikte David Lynch`in de emeğinin olduğunu hatırlatalım.

    Köprüüstü Aşıkları / Les amants du Pont-Neuf (1991)

    Fransa`dan çok dokunaklı bir aşk hikâyesi daha. Yönetmen Leos Carax`ın Alex üçlemesinin son ayağı olan filmin kahramanları Michèle ve Alex. Henüz çok genç olan Juliette Binoche ve Denis Lavant`ın harika bir performansla canlandırdıkları Michèle ve Alex, Paris`in en eski köprüsü Pont-Neuf üzerinde yaşadıkları aşklarıyla bizlere de unutulmaz bir sinema şöleni yaşatıyorlar. Bugüne kadar izlemediyseniz, “mutlaka izlenmeli” listesine yeni bir madde daha eklemenizi kesinlikle hak eden bir film.

    Katil Doğanlar / Natural Born Killers (1994)

    Gelelim Mickey ve Mallory`nin aşklarına. Oliver Stone`un, Quentin Tarantino`nun hikâyesinden uyarladığı film iki yönetmenin aralarının bozulmasına neden olmasıyla da önem taşıyor. Katil Doğanlar`ın Tarantino`nun hayal ettiğinden çok başka bir film olduğu ortada, ancak beyazperdenin bu iki sıra dışı aşığından söz etmedengeçmek olmaz. Başrollerini Woody Harelson ve Juliette Lewis`in paylaştığı Katil Doğanlar, öldürdükçe var olan iki genç aşığın yolculuklarını anlatıyor. Filmin öyküde medyayı kullanış biçimini, 90`ların medyasına bir eleştiri olarak okumak mümkün.

    Gün Doğmadan / Before Sunrise (1995)

    Richard Linklater`ın hayatın anlamına dair bolca diyalog barındıran filmi Gün Doğmadan, trende karşılaşan Fransız Celine ve sevgilisi tarafından terk edilmiş olan Amerikalı Jesse`nin kısa ama heyecanlı aşklarını anlatıyor. Yönetmenin 9 yıl sonra çektiği Before Sunset / Gün Batmadan ise âşıkların 9 yıl sonraki karşılaşmalarını beyazperdeye taşıyor. Başrollerinde Ethan Hawke ve Julie Delpy`nin olduğu bu iki film, sinema tarihinde özel bir yere sahip. Filmdeki diyalogların oldukça güzel olduğunu ekleyelim, ayrıca yönetmenin 2001 yapımı Waiking Life / Hayata Uyanmak isimli filmi de kesinlikle kaçırılmaması gereken filmlerden. Waiking Life`daki karakterlere dikkat edecek olursanız, çiftlerden birinin Celine ve Jesse`den başkası olmadığını da göreceksiniz.

    İngiliz Hasta / The English Patient (1996)

    İşte müthiş bir aşk hikâyesi... Kont Laszlo de Almásy ve Katharine Clifton`un dramatik aşkını tüm vücudu yanmış ölümü bekleyen Kont`un ağzından dinlediğimiz İngiliz Hasta`nın diğer âşıkları ise Juliette Binoche`un canlandırdığı hemşire Hana ve Naveen Andrews tarafından hayata geçirilen, uzun saçlarına hayran bırakan Teğmen Kip Singh. Michael Ondaatje romanından uyarlanan film, birçoklarına göre kitabın büyüsünü yansıtmasa da edebiyattan uyarlanan eserlerde bu kaçınılmaz.

    Romanı okuyun elbette, ama aynı etkiyi beklemeden Ralph Fiennes ve Juliette Binoche`un harika performans sergiledikleri filmi izlemeyi de ihmal etmeyin.

    Titanic (1997)

    James Cameron`un yönettiği filmin başrollerinde Leonardo DiCaprio ve Kate Winslet oynuyor. Tüm Oscar`ları toplayan ve bugün bile adından söz ettiren film, Titanic`in batış hikâyesi üzerinden dokunaklı bir aşk hikâyesini anlatıyor. Jack ve Rose beyazperdenin en iyi puanı alan âşıkları olmasalar da, muhtemelen zaten izlemiş olduğunuz bu filmi listeye eklemeden olmazdı.

    Aşkın Gücü / What Dreams May Come (1998)

    Chris Nielsen ve karısı Annie`nin, ölümün bile sonlandıramadığı aşklarını anlatan film, sürrealist imgeleriyle öne çıkarken, Cennet, Araf ve Cehennem tasvirleriyle Dante`ye göndermeler barındırıyor. Richard Matheson`un romanından uyarlanan bu sıra dışı filmin yönetmeni Vincent Ward. Filmde Robin Williams`ın üstün performansıyla kendisine bir kez daha hayran bıraktığını ekleyelim.

    Aşk Zamanı / Fa yeung nin wa (2000)

    Görselliği ve müzikleriyle seyirciyi 12`den vuran film, Chow ve Su`nun yasak aşkını konu alıyor. Aşkı bu kadar iyi anlatan bir film daha var mı bilmiyorum ama, Hong Konglu yönetmen Wong Kar-wai`nin filmindeki aşk, ikikarakterin gözlerinden iliklerinize kadar hissettiriyor kendini, etkisinden çıkmanız ise bir hayli zaman alıyor. Estetiğin üst seviyelerde olduğu film etkisini günümüzde de sürdürüyor, uzun yıllar da sürdüreceği kesin.

    Sil Baştan / Eternal Sunshine of the Spotless Mind (2004)

    Michel Gondry`nin tartışmasız başyapıtı olan film, aynı zamanda Jim Carrey`nin filmografisinde de önemli bir yer tutuyor. Dramatik filmlerde görmeye alışkın olmadığımız Carrey, bu filmle ne kadar başarılı bir oyuncu olduğunu bir kez daha ve altını çizerek kanıtlıyor. Sürrealist öğeler içeren Sil Baştan, müthiş bir hikâyeye sahip. Birbirlerini unutmak için beyinlerindeki hatıraları sildirmeye karar veren eski sevgililer Clementine ve Joel, Joel`in güçlü duyguları ve işlem sırasında vazgeçmeye çalışmasıyla, Joel`in beyninde bir yolculuğa çıkar ve birbirlerini kaybetmemeye çalışırlar. Kesinlikle izlenmesi gereken film, sıra dışı öyküsü ve güçlü oyunculuklarıyla büyülüyor.

    Boş Ev / Bin-jip (2004)

    1990`lardan beri birbirinden güzel filmlere imza atan Güney Koreli yönetmen Kim Ki-duk Boş Ev ile konuşmadan da âşık olunabileceğini, hatta tüm imkânsızlara rağmen aşkın nasıl güzel yaşanabileceğini bizlere gösteriyor. Filmin en kilit sahnelerinde Natacha Atlas`ın müthiş sesinden dinlediğimiz Gafsa ise filmin tuzu biberi. Kim Ki-duk sinemasında kelimeler gereksiz, görsellik ise bir o kadar gerekli. Mutlaka izlenmeli listenize bu filmi de ekleyin.

    Angel-A (2005)

    Yine bir melek ve bir insanın aşkı, imkânsız ama eğlenceli. Birbirinin tam zıttı iki karakter; dolandırıcı, beceriksiz, çirkin ve kısa André ile güzel, iyi ve uzun bacaklı melek Angel-A`nın sıra dışı buluşmaları, üstelik Luc Besson`un elinden. Romantik ve komik Angel-A`yı izlemeden geçmeyin!

    Aşk ve Gurur / Pride & Prejudice (2005)

    İngiliz yazar Jane Austen`ın kaleminden sinemaya uyarlanan Aşk ve Gurur, güzel Elizabeth ve ketum Bay Darcy`nin gururun ardına saklanmış aşklarını anlatırken, 18. Yüzyıl İngiltere`sinin kadın dünyasına da ışık tutuyor. Keira Knightley ve Matthew Macfadyen`in başrolü paylaştıkları film çok yeni şeyler vaat etmese de tutkulu hikâyesiyle sizi içine çekmeyi başarıyor.

    Bir Zamanlar / Once (2006)

    İrlanda`dan modern bir müzikal olan Once, İrlandalı grup The Frames`den Glen Hansard`ın başrolde olduğu hoş bir yapım. Bir sokak müzisyeni ile bir Çek göçmenin masum ve naif aşklarını anlatan film, hepsi birbirinden güzel şarkıları ve doğal oyunculuklarıyla öne çıkıyor. Glen Hansard ve Marketa Irglova`ya "En İyi Orijinal Şarkı" dalında Oscar kazandıran Once`ı da izlenecekler listenize ekleyin.

    Kaynak / The Fountain (2006)

    Pi (1998) ve Requiem for a Dream (2000) gibi iki muhteşem filme imza atmış olan Darren Aronofsky`nin üzerinde uzun süre çalıştığı Kaynak, ilginç konusu ve üç ayrı zamana yayılan aşk hikâyesiyle düşündürürken büyüleyen ve sizi bambaşka yolculuklara çıkaran bir film. Merkezinde aşk olan Kaynak`ın başrolünü Hugh Jackman ve Rachel Weisz paylaşıyorlar.

    Okuyucu / The Reader (2008)

    2008`in içindeki imkânsız ama akıllara kazınan aşkıyla öne çıkan filmi Okuyucu, hüzünlü hikâyesiyle seyirciyi etkisine alıyor. Stephen Daldry tarafından, Bernhard Schlink`in romanından uyarlanan filmde genç Michael`in kendisinden daha yaşlı olan Hanna Schmitz`e olan aşkı ve nefreti anlatılıyor. Michael, zaman içinde gerçekler ortaya çıktığında tutkusu ve nefreti arasında kalıyor, çaresizce. Filmin etkileyici müziklerinin Alberto Iglesias`e ait olduğunu ekleyelim.



    arz.dedeoglu@gmail.com

    Haber Yorumunuz Nedir?

    okuduğunuz haber ile ilgili yorumlarınızı lütfen yazınız
    Kaynak:

    7136

    Bağlantılı Haberler

    Ziyaretçilerin Okuduğu Diğer Haberler

    Diğer Haberleri

    Gündemdeki diğer haberi oku

    »