Son yıllarda taraftarların tribünlerden eline ayağını çekmesi futbolumuzun en büyük problemlerinden biri olarak gözükmektedir. Milyonlarca dolar paranın döndüğü futbol sektöründe taraftarların statlardan kaçması her ne kadar, saha dışındaki yaşanan şiddet, küfür gibi olgularla temellendirilse de, bu problemin merkezinde taraftarların artık kendilerini bulundukları şehrin takımlarıyla özdeşleştirememelerinden kaynaklanmaktadır.
Futbolu yakından takip edenler bilirler ki, bundan 25–30 sene evvel Vefa, Feriköy, Zeytinburnuspor, Bakırköyspor, Sarıyer gibi semt takımları birinci ligde arkalarında büyük taraftar topluluğuyla mücadele etmişlerdir. Bu takımların o dönemki başarılarının arkasında kendilerini karşılıksız sevgi ile destekleyen o semtte doğmuş oranın bir parçası haline gelmiş taraftarların varlığı olmuştur. Ancak ekonomik nedenler ne yazık ki bu takımların yıllar ilerledikçe sahne aldıkları futbol arenasından yavaş yavaş silinmelerine neden olmuştur.
Günümüz futboluna baktığımız zaman ise artık gerek belediye, gerekse de belediye destekli takımların var olduğu bir ligin oynandığı görülmektedir. Hal böyle olunca da o şehirde yaşayan insanların birçoğu her ne kadar futbolu çok sevseler de, kendilerini o takımın renkleri ile özdeşleştirememektedir. Belediye takımlarının da her maçını boş tribünlere oynamasının en önemli nedeni de budur.
Tabi bir de işin ekonomik boyutu vardır. Futbolun büyük bir endüstri haline gelmesinin ardından taraftarlar tuttukları takımların birer müşterisi haline gelmiştir. Her ne kadar ekonominin büyüdüğü ve geliştiği gibi ortalıkta nidalar atılsa da işin gerçeği böyle değildir. Asgari ücretle geçimini sağlayan bir taraftarın ayda iki sefer maça gidip, tutuğu takın forması ve ya başka bir ürününü satın alabilmesi onun için bir lüks tüketim haline gelmiştir.
Sahada oynanan oyunun da taraftarın statlardan kaçmasın da büyük bir payı vardır. ‘Yarın ne olacağım korkusu’ ile yaşayan teknik direktörlerimizin takımlarına oynattığı kaybetmeyeyim orijinli kimliksiz futbol da taraftarları bu oyundan soğumasında önemli bir etkendir.
Esasında burada teşhisi doğru koymak gerekmektedir. Taraftarlar takımlarını sadece sahada kazandıkları başarı için desteklemezler. O renkler içerisinde kendine ait bir şey bulurlar. Takımları 3. lige dahi düşse de, desteklerine devam ederler. Ama Türkiye’de baktığınız zaman insanlarından gönülden bağlı olduğu böyle kaç takım sayabilirsiniz ki?
Aykut Kocaman, ‘Futbolu sevmiyoruz. Tribünler dolmuyor. Takım sevgisi, kulüp sevgisi çok yüksek değil.’ Diyor. Kocaman burada doğru da bir şey söylüyor ama taraftarlara başında bulunduğu Ankaraspor’u sevmesi için somut bir şey ortaya koymuyor. Bir takımı sevmek için o takımın iyi futbol oynaması yeterli midir? Haksız rekabet içersinde belediye desteğini arkasına alan Ankaraspor ‘u bir avuç belediye çalışanı dışında kim sevebilir ki, ya da bu takımda insan kendine ait ne bulabilir?