Müzenin kurucusu ve başkanı Deontoloji ve Tıp Tarihi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Nil Sarı, asistanlığı döneminde sağlık kurumlarında ve şahıslarda bulunan tıp tarihi ile ilgili birçok malzemenin atıldığını ve kaybolduğunu gördüğünü, bunun üzerine bu malzemeleri bir çatı altında toplamak amacıyla müze kurma kararı aldığını bildirdi.
Sarı, bu doğrultuda 1983 yılından itibaren eczaneler, çeşitli resmi hastaneler, özel muayenehane, doktor, diş hekimi, eczacı, hemşire ve ebeler ile vefat eden sağlık mensuplarının ailelerinden ve eski eser satan dükkanlardan çoğu bağış, bazen de satın alma yoluyla malzeme toplamaya başladığını anlattı. İlk sergilemenin, 1985 yılında özel kuruluşlardan sağlanan maddi destekle teşhir dolapları yaptırılan Deontoloji Anabilim Dalı bünyesinde açıldığını ifade eden Sarı, sonraki süreçte de malzeme toplamaya devam ettiğini belirtti. Prof. Dr. Nil Sarı, "Tüm zorluklara rağmen yıllar geçtikçe koleksiyonumuz giderek zenginleşti. Son 20 yıl boyunca bağışlanan parçaların muhafazası ve sergilenmesine bölümümüz yetmez oldu. Çok daha geniş bir mekana ihtiyaç doğdu" dedi.
Sarı, sergileme alanının genişletilebileceği bir tarihi mekanı yıllarca araştırdığını ifade ederek, şunları kaydetti:
"Önceleri Cerrahpaşa`daki Gevher Sultan Medresesini, daha sonra da Süleymaniye Darüşşifasını müze binası olarak kullanabilmek için çok uğraştım. Süleymaniye Camii`ni görmeye gelenler tam karşısında yer alan tıp medresesi ve hastanesinin farkına bile varamıyorlardı. Yetkililer, bir Süleymaniye üniversitesinin kurulacağı gerekçesiyle isteğimi geri çevirdiler."
Sarı, son olarak tarihe büyük ilgisi olduğunu bildiği eski İÜ Rektörü Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu`na başvurduğunu anlatarak, Alemdaroğlu`nun 1911 yılında belediyeye bağlı hastane binası olarak yapımına başlanan fakültenin en eski binasını kendilerine tahsis etmesiyle yer sorununun çözüldüğünü söyledi. Binanın tarihi mimarisi ve dönemin yapı özelliklerinin burada bir müze kurulmasını çekici hale getirdiğini belirten Sarı, binanın onarımından sonra malzemelerin buraya taşındığını ve müzenin 2 yıllık bir aradan sonra 2004 yılında açıldığını bildirdi.
-KENDİ ALANINDA EN ZENGİN KOLEKSİYON-
Prof. Dr. Nil Sarı, müzenin fakülte mensuplarının yanı sıra yurt içi ve yurt dışındaki tıp tarihi araştırmacıları için önemli bir bilgi kaynağı ve eğitim alanı olduğunu dile getirerek, "Sergilenen tarihi malzeme, kendi alanında Türkiye`deki en zengin koleksiyondur. Ancak tarih boyunca depremler, yangınlar, savaşlar ve ilgisizlik nedeniyle elimizde olan parçaların çoğu, Osmanlı Devleti`nin son dönemi ile Türkiye Cumhuriyeti`nin ilk dönemine, yani 19. yüzyıl sonları ile 20. yüzyılın başlarına ait" diye konuştu.
Müzenin üç katlı binada 27 bölüm olarak planladığını anlatan Sarı, giriş katının Türk tıp tarihine ait minyatürler ve tablolar, tıbbi bitki minyatürleri ile eczacılık yazmaları, arşiv çalışma odası, arşiv ve eski kitap koleksiyonu olarak düzenlendiğini kaydetti. Giriş katı koridorunun da geçici sergi açmak isteyenlere ayrıldığını belirten Sarı, burada hekimler, hemşireler, hastalar, tıp öğrencileri ve ressamların eserlerini sergilediklerini aktardı.
Sarı, ikinci katın sterilizasyon cihazları, röntgen tüpleri, mikroskoplar, termoskoplar, stetoskoplar, tansiyon ölçme aletleri gibi tıp eğitimi ile tanı, araştırma ve tedavi amacıyla kullanılan cihaz, araç ve gereçlere ayrıldığını anlatarak, malzemelerin kullanıldığı dönemin eğitimini, araştırma ve tanı laboratuvarlarını gösteren tarihi fotoğraflar, kitaplar, belgeler ve çizimlerin de yer aldığını bildirdi.
Prof. Dr. Nil Sarı, üçüncü katta da ilaçla tedavi ve cerrahi tedaviye ait araç gereçlerin, başarılı hekimlerle ilgili portre, kokart, rozet, berat ve nişanların bulunduğunu belirtti.
-EĞİTİM ARACI-
Prof. Dr. Nil Sarı, müzeyi eğitim kurumu ve aracı olarak gördüğünü ifade ederek, "Müze, birçok bakımdan önemli. Tıbbın evrimini gösteriyor. Tıp durmayan bir alan ve aslında 50 sene içinde bilgilerin neredeyse yarıya yakını yenilenir. Müzede bu görülebiliyor" dedi.
Toplumun bilim tarihi ve belleğini canlı tutmanın gençler için büyük bir teşvik aracı olduğunu dile getiren Sarı, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Müzenin en önemli yanı, bünyesinde tıp tarihimizi ilgilendiren her türlü malzemenin olmasıdır. Yani eserler bir alana ait değil. Kitaptan alete, resimden arşiv malzemesine müze çeşitliliği açısından çok değerli. Kap kacaktan ilaç şişesine, cerrahi aletinden hekim çantasına kadar her şeyin görülebileceği, tıbbın bütün alanlarına hitap eden bir koleksiyon. Klinik dalların ve temel bilimlerin hepsine ait örneklerin bulunması bakımından çok özel bir koleksiyon."
Sarı, müzenin kadro yetersizliği nedeniyle sadece geçici sergilerin açılış gününde ziyaret edilebildiğine işaret ederek, personel sorununun çözülmesi halinde müzenin sürekli açık hale getirilebileceğini bildirdi.